
İşte hayat çok garip, böyle adamlar var falan…
Kimsenin anlamak istemediği şeyler var, susmak gibi mesela. Susmak… Sadece, saatlerce. Durmak var bir de, öylece durmak. Boğulurcasına binlerce kelimenin arasında. Eziliyor gibi insanların duygusuzluğu altında.
Biten bir gün, biten bir şarkı. Ne kadar da benziyorlar değil mi ? Gözyaşları ve şarkının sözleri, onlar da benziyorlardı zaten…

Hayat, bir masal olsaydı…

Kesinlikle ben de bir Tilki evcilleştirirdim…

Geleneksel kanka pozumuzun ilk fotoğrafı… Sene 2010, ay bu zamanlar…
Hayatıma çattadanak düştün, evladım oldun, kankam oldun, dostum oldun, herbir şeyim oldun çıktın. ” Yaşlanıyoruz amınakoyim, 2,5 yıl olmuş. ” Dediğini duyar gibiyim.
Oğlum diyorum ya sana, hayatta en çok bir oğlum olsun istiyorum. Erkek çocukları dayıya benzer derler, sana benzesin istiyorum. Eh otomatik olarak da bana benzesin.
Sanki karanlığın şimdililerde yalnızca profil fotoğrafında kalmış gibi. Yoruldun belki de, ondan koşmuyorsun artık karanlık zindanlara. Şimdilerde bi kaleye kapattın kendini, şu lanet olası Bahçelievler civarındaki kalene. Çık, diyorum. Dinlemiyorsun. Annelerin sözü dinlenir amınakoyim.
Bak, havalar tam benim istediğim gibi, senin doğduğun günde. Hem bence sen bu yıl, geçen seneki gibi rüyalar da görmedin. Ve maalesef ki bebeğim, sen bir yaş daha yaşlandın. Umuyorum ki, bak ummak dedim, sen bu sene kaçırdığın şu 1,5 seneyi iki katlayıp yakalayacaksın. Öyle değil mi ? Söz ver bana.
Aman yarabbim, şimdi kulaklarımda F.D.’ nin ” Söz Ver ” şarkısı çınladı durdu. Doğum günü şarkısı koymadım sana, sen seç.
İyi ki varsın, minik şans şeytanım… Hep kalanlarımdansın, unutma.

Bu benim Nivea koleksiyonum, bildiğiniz aşk yaşıyorum Nivea ile. Geçenlerde twitterda bir tweet paylaştım. Bu fotoğrafı koydum ve ” Dostum Nivea, artık bana sponsor olmanın vakti geldi. ” Yazdım, Nivea’ nın twitter sayfasının bile olduğunu bilmeden… Sonra bir baktım Nivea’ nın twitter hesabı beni takiplemiş, bir de tweet atmış. Bir mutlu oldum, bir mutlu oldum anlatamam… Sonra bir daha baktım DM’ den numaram ve adresim istenmiş. Bugün de elime Nivea’ nın hediyeleri ulaştı.

Nasıl tatlılar, nasıl mutlu oldum belli değil. Nivea’ ya teşekkür ediyorum çok kere, çok kere. Koleksiyonuma bunlar da eklendi, oh benden mutlusu yok. Ayrıca bayılırım Bal & Süt ’ e, bilmişler de yollamışlar resmen.
P.S. Bu güzel hediyeleri bana ulaştıran Aras Kargo’ ya da teşekkürlerimi sunuyorum, yine bir tweetim üzerine benimle ilgilendikleri için, ve tekrar gelinmesini sağladıkları için… Teşekkürler. :)
Farklı bedenlere düşmüş aynı ruhlarız biz.
Bugün aklıma ne geldi biliyor musun ? Hani denizden dönüyorduk da bir amcayla tanışmıştık amca bize hayat hikayesini falan anlatmıştı. Neden hatırladım bilemiyorum…
” Derin nefes al. ” Bunu çok demişliğim vardır sana, bugün de diyorum. Geçecek ne de olsa hepsi… Yanında olmalıydım bugün, bunu çok isterdim ama olamadı.
Hani biz aynı ruhlarız ya, sen benim gibisin ya, hani hep aynı şeyleri yaşıyoruz ya… İşte o yüzden korumak istiyorum seni, yanlışlar yapma istiyorum benim yaptıklarım gibi, ben gördüm sen deneyerek öğrenme daha fazla acıtma canını istiyorum. Ama biliyorum sen ben gibisin bu yüzden beni dinlemezsin deneyerek öğrenirsin. İnatçısın da benim gibi, burnunun dikine gidersin, burnun düşse almazsın bir de…
Yan yana olamadığımız yıllar, pek fazlalaştı sanki. Acilen bunları eksiltmemiz lazım.
23 Nisan 2008, yanlış hatırlamıyorum değil mi ? Yılları karıştırıyorum da bu aralar, yoksa 2007 miydi ? Ama hayır, hayır 2008’ di. Neyse ne, ben seni yüzyıllardır tanıyor gibiyim… Birlikte ne çok şey yaşadık öyle değil mi ? Ben dağılan kendimi toparlamaya çalışırken sen bana yardım ettin, ben sen dağılma diye koştum geldim. 2009, dönüm noktamız oldu sanki, bizi buluşturan adamla birlikte şarkılar söyledik. Mutluyduk, güldük, eğlendik. Biraz sinirlendik, sonra gittik kendimize bir ” Derin nefes al. ” Aldık. Su içmeyi öğrendik. 2010, huzur kentinde huzur bulduk, penceremizde ayaklarımızı sallandırdık, domatesli makarnalarla doyduk, Emre Aydın’ la bulaşık yıkayıp ağladık, sokaklarda ekşınlar yaptık, kavgalar ettik, bayıldık ayıldık, çakıyla dövüşe gittik, çimenlerde içtik, barlarda sabahladık, otobüsler kaçırdık, anneye 2,5 litrelik colalar alıp özürler diledik, denizlere gittik, kahkaha krizlerine girdik, çok mutlu olduk…
2010’ un sonu bize uğurlu gelmedi, uçtu gitti sandık kardeşliğimiz… 2011 bir hiçti.
2012’ de birleştirdik yollarımızı yeniden, baktık ki birlikte değilken de aynı şeyleri yaşamışız. Daha sıkı sarıldık birbirimize, sözler verdik nişanlar yaptık. Hayaller kurduk, ve kuracağız…
İyi ki doğmuşsun diyorum, iyi ki varsın… İyi ki doğmuşuz. Aynı günde… Ne de olsa ilk cümledeki gibiyiz.
Son olarak da ” İlaçlarını almayı unutma bebeğim… “
Şirin şirin şarkılar var bu hayatta.